İçeriğe geç

Geçerlilik ne demek TDK ?

Geçerlilik Ne Demek? Felsefi Bir Bakış

Bir sabah, çevremizdeki dünyaya bakarken kendimize şu soruyu sorar mıyız? “Gerçekten doğru olanı, geçerli olanı nasıl biliyoruz?” Ya da başka bir deyişle, “Bir şeyin gerçekten geçerli olması ne anlama gelir?” Geçerlilik, yalnızca sınavlarda veya araştırmalarda kullanılan bir kavram olmaktan çok daha fazlasıdır. Bazen günlük yaşamda, bazen etik ve bilgi felsefesinin derinliklerinde, geçerlilik kavramı bizi cevaplanması zor sorularla yüzleştirir. İster bireysel bir deneyim, ister kolektif bir anlayış olsun, geçerliliği sorgulamak, doğrudan insan doğasına ve dünyayı algılayış biçimimize dayanır.

Türk Dil Kurumu’na (TDK) göre geçerlilik, “doğru, geçerli olma durumu” olarak tanımlanır. Ancak bu basit tanımın ötesinde, felsefi açıdan geçerlilik, daha derin bir anlam taşır. Etik, epistemoloji (bilgi kuramı) ve ontoloji (varlık bilgisi) gibi alanlardan nasıl bir geçerlilik anlayışı çıkar? Bu yazı, geçerliliği bu üç felsefi perspektiften inceleyecek ve farklı filozofların bu konuda nasıl görüşler sunduğunu karşılaştırarak, günümüzdeki felsefi tartışmalara ışık tutacak.

Geçerlilik ve Etik: Doğru Olanı Seçmek

Etik, doğru ve yanlış, iyi ve kötü arasındaki sınırları sorgulayan felsefi bir alan olarak, geçerlilik kavramını daha çok bireylerin ve toplumların değer yargıları üzerinden ele alır. Geçerlilik burada, sadece bireysel bir “doğru”yu değil, aynı zamanda sosyal anlamda kabul gören değerleri ve normları da ifade eder. Bir toplumda kabul gören doğrular, ne kadar geniş bir kitle tarafından benimsense de, bu doğruların geçerliliği sorgulanabilir. Etik açıdan geçerli olan şey, bireylerin insanlık, adalet ve haklar gibi evrensel kavramlarla ne kadar uyumlu olduğuyla ölçülür.

Örneğin, Kant’ın ödevcilik etik anlayışına göre, bir eylemin geçerliliği, evrensel bir yasa haline gelip gelemeyeceğine göre belirlenir. Kant’a göre, bir eylem etik olarak geçerli olabilmesi için herkesin aynı durumda aynı şekilde hareket etmesini gerektiren bir yasa oluşturulabilmelidir. Bu durumda, geçerlilik sadece bireysel değil, evrensel bir temele dayanmalıdır. Kant’a göre, eylemlerimizin geçerliliği sadece sonuçlarına göre değil, içerdikleri niyet ve motivasyona göre de değerlendirilmelidir.

Ancak, daha çağdaş etik yaklaşımları bu görüşü eleştirir. Örneğin, Jean-Paul Sartre’ın varoluşçuluk anlayışında, etik geçerlilik, bireyin özgürlüğüne ve seçimlerine dayanır. Sartre’a göre, her birey kendi değerlerini yaratır ve bu değerlerin geçerliliği de kişinin kendisiyle olan ilişkisine, içsel dürtülerine ve özgürlüğüne bağlıdır. Burada geçerlilik, toplumdan bağımsız olarak, bireysel seçimlere ve varoluşa dayalıdır.

Etik Soru: Bir eylemi doğru kılan nedir? Evrensel bir değerler sistemi mi, yoksa bireysel özgürlüğün yarattığı anlam mı?

Geçerlilik ve Epistemoloji: Bilginin Doğruluğu

Epistemoloji, bilgi kuramı olarak, bilginin doğası, kaynağı ve doğruluğu ile ilgilenir. Bir şeyin geçerli olması, genellikle onun doğru, güvenilir ve tutarlı olmasıyla ilişkilendirilir. Felsefi açıdan, geçerlilik, bilgiye dair temel soruları gündeme getirir: Ne tür bilgiler geçerlidir? Bir bilgiyi doğru ve geçerli saymamız için hangi kriterlere dayanmalıyız?

Bunlara örnek olarak, 20. yüzyıl felsefesinde öne çıkan filozoflar arasında pragmatizm akımını temsil eden William James’i ele alabiliriz. James, bilginin geçerliliğini, onun pratikte işe yarayıp yaramadığına göre değerlendirir. Yani, bir bilgi, gerçekte uygulamada fayda sağlıyorsa geçerlidir. Bu anlamda, bilgi bir tür işlevsellik kazanır. Örneğin, bilimsel bir teorinin geçerliliği, sadece teorik olarak doğru olmasıyla değil, aynı zamanda deneysel olarak test edilebilir ve sonuç verebilir olmasına bağlıdır.

Diğer taraftan, rasyonelcilik akımının savunucusu olan René Descartes’a göre, geçerli bilgi ancak akıl ve mantık yoluyla elde edilebilir. Descartes, şüpheciliği benimseyerek, tüm bilginin sağlam bir temele dayanmasını savunur. Onun ünlü “Cogito, ergo sum” (Düşünüyorum, öyleyse varım) yaklaşımı, bireyin bilinçli düşünmesinin ve akıl yürütmesinin geçerli bilgiye giden yolu açtığını vurgular.

İki yaklaşım arasında belirgin bir fark vardır. Pragmatizm, bilginin işlevsel olmasını vurgularken, rasyonelcilik, bilgiye ulaşmanın mantık ve akıl yürütme süreçleriyle mümkün olduğunu savunur. Bu iki bakış açısı, bilginin geçerliliğini farklı kriterlere göre değerlendirir.

Epistemolojik Soru: Bilgiyi geçerli kılan nedir? Uygulama ve fayda mı, yoksa mantıklı ve sistematik bir düşünce mi?

Geçerlilik ve Ontoloji: Varlığın Doğası

Ontoloji, varlık ve gerçeklik hakkında derinlemesine sorular soran bir felsefe dalıdır. Geçerliliği ontolojik bir perspektiften ele aldığımızda, sorular daha çok varlıkların ve olguların gerçekte nasıl var olduğuna ve bu varlıkların geçerli olup olmadığına yönelir. Ontolojik açıdan geçerlilik, varlıkların ne kadar “gerçek” olduğuyla ilgili bir değerlendirmedir. Burada, geçerli olan, varlıkların kendisinin doğru ve tutarlı bir biçimde var olmasıdır.

Martin Heidegger’in varlık üzerine düşünceleri, geçerliliği ontolojik düzeyde ele alırken, varlıkların zaman ve mekânla ilişkisini incelemiştir. Heidegger’e göre, varlık yalnızca zaman içinde kendini açığa çıkarır. Bu bağlamda, varlıkların geçerliliği, onları anlamamızın ve deneyimlememizin bir meselesidir. Bu, onları sadece soyut bir biçimde düşünmekle kalmayıp, onları yaşadıkça anlamaya başlamamıza dayanır.

Öte yandan, varlıkların doğası üzerine bir başka önemli görüş, fizikalizm akımına aittir. Fizikalistler, gerçekliğin yalnızca fiziksel unsurlardan ibaret olduğunu savunur. Bu anlamda geçerlilik, fiziksel dünyanın doğru bir yansımasıyla ölçülür. Ontolojik açıdan geçerliliği sorgularken, varlıkların fiziksel gerçekliğini ne kadar doğru bir şekilde kavrayabildiğimiz büyük önem taşır.

Ontolojik Soru: Bir varlık ne zaman geçerli sayılır? Onun özünü keşfettiğimizde mi, yoksa onu fiziksel olarak deneyimleyip varlığını kanıtladığımızda mı?

Geçerlilik ve Felsefi Yansıma: Bireysel ve Toplumsal Sorgulamalar

Geçerlilik, her ne kadar günlük dilde belirli bir şeyin doğruluğu ya da kabul edilebilirliği anlamında kullanılsa da, felsefi düzeyde çok daha derin ve katmanlı bir konudur. Etik, epistemolojik ve ontolojik açıdan geçerliliği sorgularken, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde nasıl algılandığını, nasıl yaratıldığını ve nasıl değiştirilebileceğini araştırmamız gerekir.

Bugünün dünyasında, hızla değişen bilgi ve teknolojik yapılarla birlikte, geçerlilik kavramı da dönüşmektedir. Bir bilgi kaynağının geçerli olma durumu, dijital dünyanın etkisiyle daha da karmaşık hale gelmiştir. Sahte haberler, sosyal medya etkileri ve bilgi kirliliği, bilginin doğruluğunun, güvenilirliğinin sorgulanmasına yol açmaktadır.

Sonuç olarak, geçerlilik üzerine düşünmek, sadece bilgi ve değerlerin doğruluğuna dair bir değerlendirme değil, aynı zamanda insanın dünyayı anlama ve onunla ilişkisini inşa etme biçimidir. Geçerliliği sadece başkalarına kabul ettirme çabası olarak değil, kendimize, değerlerimize, bilginin sınırlarına dair sorular sorarak anlamak, hem bireysel hem toplumsal bir sorumluluktur

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
vdcasino.online